image

DEVLETİN ADI: Mali Cumhuriyeti 

BAŞKENTİ: Bamako 

NÜFUSU: 15.494.466

YÜZÖLÇÜMÜ: 1.240.000 km2 

RESMİ DİLİ: Fransızca 

DİNİ: İslam 

PARA BİRİMİ: Mali Frankı

BATI AFRİKA’NIN BAHTSIZ ÜLKESİ: MALİ

1-Mali Hakkında Genel Bilgiler

2-Mali’de İslâm ve Müslümanlar

3-Tuaregler

4-2012 Askeri Darbesi

5-Azavad Ulusal Kurtuluş Hareketi (MNLA)

6-Ensaruddin

7-Fransa’nın Mali’yi İşgali

8-İşgalin Muhtemel Neticeleri

9-Türkiye Ne Yapmalıdır?

 1- Mali Hakkında Genel Bilgiler

Mali-Shongay İmparatorluğunun mirasçısı olan Mali 1.240.000 km2 yüzölçümüyle Afrika kıtasının yedinci büyük ülkesidir. Ülkenin nüfusu ise yaklaşık 15 milyon civarındadır. Ülke nüfusunun yüzde 10’u kuzeydeki çöl bölgesinde yaşarken yüzde 90’ı Nijer Nehri’nin geçtiği ülkenin güneyinde yaşamaktadır. Ülkenin batısında Senegal ve Moritanya, güneyinde Burkina Faso ve Fildişi Sahilleri, doğusunda Nijer ve kuzeyinde de Cezayir bulunmaktadır. Mali’nin bugünkü sınırları diğer birçok Afrika ülkesinde olduğu gibi 1884-1885 Berlin Konferansı’nda çizilmiştir.( İslam dünyası ırkçı emperyalizm tarafından sınırları cetvelle çizilmiş bir ülkeler coğrafya haline getirilmiştir) Mali 1884’ten 1960 yılında bağımsızlığını kazanıncaya kadar Fransa’nın fiili olarak sosyal, ekonomik ve siyasal sömürgesi olmuştur. Fransa tarafından işgal edilen topraklar 1904'te, başkenti önce Kayes, sonra 1908'de Bamako olmak üzere Haut-Senegal-Niger sömürgesini oluşturdu. Sömürgenin adı 1920'de Fransız Sudanı olarak değiştirilirken doğu topraklarının 1919'da ayrılmasıyla Yukarı Volta ( Günümüzde Burkina Faso) kuruldu. Göçebe Tuareglerin yaşadığı 15. paralelin kuzeyindeki topraklar 1945'te Moritanya'ya bırakıldı. Fransız Sudanı 1899'dan 1959'a dek Fransız Batı Afrika’sı Federasyonu’na, yani Dakar genel valiliğine bağlı kaldı. 1959 yılında Senegal ile federasyon kurarak bağımsızlığını kazandıktan sonra 1960 yılında kendi başına bağımsız bir devlet oldu. 1960 yılından 1991 yılına kadar tek partili bir yeni sömürgecilik dönemi yaşadıktan sonra yeni bir anayasa yazıldı ve çok partili demokratik sömürgecilik dönemi başladı. Kurulan laik cumhuriyet yapısıyla Fransa laikçiliğinin, toplumları yozlaştıran Batı kültürünün egemen olduğu bir devlet ve toplum yapısı inşa edilmiştir.

Mali’de halkın yüzde 80’inin geçim kaynağı tarıma dayanmaktadır. Nijer nehri boyunca tarımsal faaliyetler yapılmaktadır. Fakat esas olarak Mali’nin hayat damarı altın madenciliğidir ve yüzyıllardır Mali’de altın ticareti yapılmaktadır. Mali İmparatorluğu (1235-1400) başta olmak üzere Batı Afrika’daki büyük krallıklar zenginliklerini altına borçludurlar. Sömürgecilik döneminde de altın en büyük ticaret unsuru idi. Mali, Güney Afrika Cumhuriyeti ve Gana’dan sonra Afrika kıtasında en fazla altın üreticisi ülke durumundadır. Mali’nin en önemli ihracat ürünü yüzde 70 ile bugün de altındır. Mali’de 20.000 ile 40.000 arasında çocuk altın madenlerinde çalışmaktadır. Bu çocuklardan kimileri 6 yaşından itibaren madenlerde çalışmaya başlamaktadır. Çocuklar altın üretiminde kullanılan zehirli maddelere maruz kalmaktadırlar. Hastalananlar, yaralananlar ve ölenlerin haddi hesabı yoktur. Çocukların çoğu aileleri ile birlikte aile bütçesine katkıda bulunmak için çalışmaya gidenlerden oluşmaktadır. Aileler bu madencilikten çok az kâr elde ederken bunlardan altınları alanlar çok daha fazla kâr elde etmektedirler. Altın ve uranyum zenginliklerine rağmen dünyanın en fakir on ülkesi arasında sayılmaktadır.                                                                             

2-Mali’de İslâm ve Müslümanlar

Mali’ye İslâm kuzey Afrikalı tüccarlar vasıtasıyla ulaşmıştır. Mali’nin kuzeyindeki İslâm dünyasının en önemli şehirlerinden olan Timbuktu yüzyıllardır İslâm ilim geleneğine yüzlerce âlim yetiştirmiş bir İslâm ilim merkezidir. Bugün Timbuktu takip edilen politikalardan dolayı atıl hale gelmiştir. Timbuktu’daki kütüphanelerde 1 milyon civarında el yazması eser bulunmaktadır. Son bir yılda yaşanan süreçten dolayı kütüphanelerdeki kitapların koruma altına alındığı bildirilmektedir. Timbuktu şehri Tuaregler tarafından 10. Yüzyılda kurulmuştur. Tuareg dilindeki Tin Abutut kelimelerinden gelmektedir. İbn Battuta’nın seyahatnamesinde de zikrettiği üzere bu şehir ilim, altın ve tuzla anılmaktadır. 12. Yüzyılda Timbuktu İslâmi eğitimin yanında ticaretin de merkezi olmuştu. Şehirde Sankore, Jingaray Ber ve Sidi Yahya isimlerinde üç üniversite ve 180 Kur’an okulu vardı. Mansa Musa bu şehri ele geçirdiği zaman İslâm mirasının büyüklüğüne şaşırmıştır. Hatta Timbuktuya getirdiği Arap âlimlerin Timbuktu’nun siyah Afrikalı âlimlerinden daha az ilme sahip olduklarını görünce şaşkınlığı daha da artmıştır. 1324 yılında Mansa Musa’nın Hacc ziyareti Mali’yi bütün dünyada bilinir kıldı. Mansa Musa’nın yanındaki 60 bin adamı 180 ton altın taşıyıp getirmişlerdi. 

Yüzyıllarca İslâmi yönetimlerin hâkim olduğu Mali Batılıların sömürgecilik çalışmaları sırasında Hıristiyanlaştırma çalışmalarına karşın Müslümanların dirayetli çalışmalarıyla ve mücadeleleriyle Müslüman olarak kalmıştır. Bugün de halkın yüzde 94’ü Müslüman’dır. Fakat sömürgecilik sonrasında Mali bağımsız bir devlet haline gelince Batılılar özellikle de Fransa yeni sömürgecilik metotlarından biri olarak kullandıkları Mali’yi batılılaşma, çağdaşlaşma ve modernleşme adı altında toplumsal yozlaşmaya maruz bırakmışlar. 

Ulus devlet inşa edilmeye çalışılmasının bir neticesi olarak fakir veya zengin hepsi öncelikle kendilerini Müslüman olarak değil Malili olarak tanımlamaktadırlar. Mali’de yönetimler eliyle içki kullanımı teşvik edilmiş ve pop kültürü özendirilmeye çalışılarak Müslüman toplum çökertilmeye çalışılmıştır. Mali’de yaşanan kültürel yozlaşma, İslâm ve Afrika kültüründeki yozlaşma normal bir durum olarak görülmektedir. Güçlü Avrupa ülkelerini arkalarına alan Hıristiyan misyonerler özellikle de son yıllarda Evanjelistler ellerindeki geniş imkânları kullanarak Müslümanları Hıristiyanlaştırmaya çalışmaktadırlar. 1990’lı yıllarda yüzlerce kilise inşa ettiler. Fakat görünen o ki misyonerler o kadar çalışmalarına rağmen Mali’de istedikleri sonuca ulaşabilmiş değillerdir. 

Mali’nin kuzeyinde Kadiriye ve Ticanilik baskın tarikatlardır. Mali'de de İslâmi çalışmaların önündeki en büyük engel misyoner teşkilatları olarak görülmektedir. Ulemâ XX. yüzyıla kadar Malililer'in dinî ve siyasî hayatında ağırlıklı konumunu muhafaza etmiştir. Bilhassa Şerîf Hamâhuyah'ın işgal karşısındaki direnişi sadece Mali'de değil çevre ülkelerde de yankı bulunca onu takip eden Tîcânîler, Fransa'nın bölgedeki varlığına boyun eğenlerden ayrılarak Hamâliyye kolunu oluşturdular. Fransız sömürgeciliği döneminde, her iki tarikata mensup marabuların bölgedeki nüfuzlarının kırılması için ders verdikleri Kur'an mektepleri yakın takibe alındı, seyahat imkânları kısıtlandı. İslâm dünyasında sömürgeciliğe karşı oluşan hareketlerden Malililer'in etkilenmesini önlemek için hac seyahatleri engellendi. Fransa Mali’de dini ve siyasi düşünceyi şekillendirerek istediği yönetimleri kurabilmek için medreseler kurdurmuştur. Kendilerine karşı mücadeleden vazgeçen ileri gelenlerin çocuklarına dinî eğitim vermek üzere Fransızlar Cenne (1908) ve Tinbüktü'de (1910) iki medrese açtılar. Mali halkı ise her türlü baskıya rağmen geleneksel usulde çocuklarına din eğitimi vermeyi sürdürdü.

3-Tuaregler 

Trablusgarp’ın en eski yerleşimcilerinden olan Hevvâre kabilesine mensupturlar. Bunlar sahil bölgesinin problemli ortamından ve bozuk sistemin neticesinde ortaya çıkan problemlerden dolayı iç kısımlara göçmüş Berberilerdir. Vatanlarını terk edenler anlamında Araplar Tevarıg demişlerdir. Tuareg kullanımı Batı dillerinden geçmedir. Fakat bu kullanım daha meşhur olduğundan Tuareg olarak kullanılmıştır.

Tuaregler ilk önce 1916-1917 yıllarında Fransız sömürge yönetimine karşı isyan ettiler. (Kaocen İsyanı)  Daha sonra da Mali’de kurulan yönetime karşı 1962-1964, 1990-1995, 2007-2009 yıllarında olmak üzere isyan ettiler. Tuaregler'in 2009'da Mali’de başlattıkları ayaklanma Kaddafi'nin arabuluculuğu yapmasıyla sona erdirilmişti. 

En son 7 Ocak 2012 tarihinde başlayan isyan ilk defa başarıya ulaşmıştır. Bu aynı zamanda Afrika’nın asil göçerleri Tuareglerin tarih sahnesine geri dönüşleridir diyebiliriz. Afrika’nın en büyük göçerlerinden biri olan Tuareglere Fransızlar bağımsızlık sözü vermelerine rağmen tutmadılar ve Tuaregleri 5 ülkeye böldüler. Aslında bu şekilde sınırların çizilmesinin ve Tuareglere bağımsızlık verebilecekleri halde verilememesinin sebebi bölgede sürdürülebilir istikrarsızlık inşa etmek içindi. Ve bu durum Cezayir, Libya, Nijer ve Mali açısından sömürgecilerin işlerine çok yaramıştır. Şu andaki durum da bunun sonuçlarından biridir. Bu karışıklıktan çevre ülkeler Moritanya, Nijer, Çad, Cezayir ve Burkina Faso da etkilenecektir.  

Daha önceki ayaklanmalar yetersiz silah ve insan gücünden dolayı başarılı olamamışlardır. Libya’da Kaddafi’nin devrilmesinden sonra Libya’dan dönen Tuaregler ağır silahlar getirmişlerdir. Tuaregler Libya’dan bu ağır silahları Cezayir’in güneyinden geçirip getirdiler. Bu ağır silahlar Tuareglerin başarılı olmasındaki en temel etkendir. Fakat kuzeydeki ayaklanma Cezayir’in Azawad Ulusal Özgürlük Hareketi (MNLA)’e desteği olmasaydı başarılı olamazdı. Mali’de şu anda ortaya çıkan durum Afrika Kıtası’nın en yaşanabilir ülkesi Libya’ya yapılan müdahalenin Afrika’daki yansımalarından sadece birisidir. 7 Ocak 2012’de Tuareg isyanı başladı. Fransızlar önce MNLA’e siz isyan edin biz sizi destekleyeceğiz diye söz vermişlerdir. Daha sonra da bunlar ayaklanınca Mali Hükümetine gelip eğer bizim şartlarımızı kabul ederseniz sizi destekleriz demişlerdir. Şu anda yaşanan süreç aslında tam da olmasa da Batılıların planladıkları gibi gidiyor. Amerika Birleşik Devletleri AFRICOM için üs hazırlıyor. Mali’yi sömüren başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkeleri bu durumdan ciddi şekilde rahatsız oluyorlar. Fransa Batı Afrika’daki konumunu kaybetmek istemiyor. 

6 Nisanda MNLA Azawad’ın bağımsızlığını ilan etti. 26 Mayıs’ta ise Ensaruddin ve MNLA birlikte İslâmi Azavad Cumhuriyeti’ni ilan ettiler. 27 Temmuz’da ise MNLA birliktelikten ayrıldığını duyurdu. Bu sefer Gao’da MNLA ve Ensaruddin çatışmaya başladı. Batı Afrika Tevhid ve Cihad Hareketi ile Ensaruddin 28 Temmuz tarihinde bütün kuzey Malinin kontrolünü ele geçirdiklerini ilan ettiler. 

7 Ocak’ta isyanın başlamasından sonra bölgeden Moritanya, Nijer ve Burkina Faso gibi çevre ülkelere ve başkent Bamako’ya yüzbinlerle ifade edilen mülteci akını oldu. Bamako’da 220 bin mülteci bulunmaktadır. Mali’deki toplumsal yapının şöyle bir güzelliği bulunmaktadır. Bu bölgelerden mülteci olarak gelenlere Başkent Bamako’da oturan akrabaları evlerinde barındırıyor. Bundan dolayı da Bamamko’da mülteci kampları ve çadırları bulunmamaktadır. Kuzey bölgeleriyle güneyin ortasındaki Mopti şehrinde de 420 bin mülteci bulunmaktadır. Kuzeydeki bu karışıklıklardan sonra İnsani Yardım Bakanlığı kurulmuştur. 

4- 2012 Askeri Darbesi ve ABD’nin Rolü

Mali’de 22 Mart 2012 tarihinde askerler hükümet kuzeydeki ayrılıkçı Tuareglere karşı yeterince önlem almıyor diye hükümete darbe yaptılar. Darbeden sonra askerler yeni devlet başkanı ve başbakan atadılar. Fakat askerler de yönetimi ele geçirince enteresan bir şekilde kuzeydeki isyancılara karşı herhangi bir harekette bulunmadılar. Bu da gösteriyor ki darbenin asıl nedeni kuzeydeki isyancılar değildi. Bu süreçte Tuaregler Kuzey bölgelerinin tamamını çok kısa bir süre içerisinde önce Kidal’i daha sonra da Gao ve Timbuktu şehirlerini ele geçirdiler. Mali ordusunun zaten toplamda sadece 8 bin askeri bulunmaktadır. Cunta yönetimi kurdurduğu geçici hükümete 4 tane de asker bakan atamıştır. Birleşmiş Milletler’den Mali’ye askeri müdahalede bulunmasını isteyen Başbakan Cheick Modibo Diarra da askeri cunta tarafından atanmıştır. Bu başbakan yine cunta tarafından 11 Aralık 2012 tarihinde Paris’e kaçmaya çalışırken tutuklandı ve istifa ettirildi. 

Mali’de darbe cuntasının komutanı olan Yüzbaşı ABD’de Uluslararası Askeri Eğitim Programı kapsamında eğitim alan bir kişidir. Sanogo 2004-2005 yılları arasında Sanogo, 2004-2005 yılları arasında ABD'in Texas Eyaleti'ndeki Lackland Hava Kuvvetleri Üssü'nde, 2008 yılında da Arizona Eyaleti'ndeki Fort Huachuca Askeri Üssü'nde İngilizce dil eğitimi kurslarına, 2010'un Ağustos-Aralık ayları arasında da, Georgia Eyaleti'ndeki Fort Benning Askeri Üssü'nde ABD Ordusu piyade kursuna katılmıştır. Bundan dolayı da 22 Mart 2012’deki darbenin arkasında Amerika Birleşik Devletleri’nin olduğu söylenmektedir. 

AFRICOM (ABD Ordusu Afrika Komutanlığı) ve ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri de Yüzbaşı Amadou Sanogo ile ilişkilerini doğrulamaktan çekinmemektedirler. Bütün ülkeler ve bölgesel ticari ve siyasi organizasyonlar ilişkileri askıya alırken ABD sadece devlet kurumlarına olan yardımların askıya alındığı kararını alarak yardımların süreceğini göstermiştir. ABD, "El Kaide İslâmi Mağrip (AQIM) ile mücadelede ortaklık" adı altında, Mali Ordusu'na 10 yıldır destek veriyordu. Mali, aynı zamanda bölgedeki farklı ülkelerin ordularının katıldığı Sahra-Aşırı Terörle Mücadele Ortaklığı Programı’nda da yer aldı. Amerika Birleşik Devletleri 2008 yılında özel kuvvetlerden düzenli birlikleri AQIM’e karşı Mali’li askerleri eğitmek için gönderdi. ABD, Mali’ye uydu teknolojisi desteği sağlayarak Timbuktu’ya İslâmcıların girmesini de engelliyordu. ABD, Mali’de USAID ve diğer bazı kuruluşları aracılığıyla pek çok sağlık ve eğitim çalışmaları yapmaktadır. ABD medya kanalları vasıtasıyla da ülkedeki imajının iyi görünmesi için elinden gelen her türlü çabayı sarf etmektedir.

5-Azavad Ulusal Kurtuluş Hareketi (MNLA) 

MNLA, Mali’den ayrılıp bağımsız devlet olmak istediklerini söyleyenler seküler Tuareglerdir. Fransa tarafından desteklendiği de söylenmektedir. Ulusal Azavad Hareketi (NAM) 2011 yılı Ekim ayında Azavad Ulusal Kurtuluş Hareketi (MNLA) olarak ismini değiştirmiştir. MNLA Mali’nin kuzeyindeki Azavad diye isimlendirdikleri bölgede bağımsızlık talep etmektedirler. Kaddafi’nin müttefikleri olarak görülmektedirler. 2012 yılı Ocak ayı başında bu bölgedeki ilk silahlı ayaklanmayı MNLA başlatmıştır. 6 Nisan 2012 tarihinde France 24 televizyonu aracılığıyla Azavad’ın bağımsızlığını dünyaya duyurmuşlardır. 

Tuaregler kuzeyde çok az bir bölgeyi ellerinde tutmaktadırlar. Malililer, İsyancı Tuaregler'in Ulusal Azavad Kurtuluş Hareketi'nin (MNLA) kendilerini “beyaz” Mali’yi ise  “siyah” olarak, kendilerinin “efendi” kendilerinin dışında kalanların ise “köle” olarak gördüklerini söylemektedirler. MNLA’in kurucu lideri Moussa Ag Acharatoumane Pariste yaşamaktadır. MNLA’in Genel Sekreteri Bilal Ag Acherif’tir. Siyasi Büro Şefi Mahmoud Ag Aghaly’dir Askeri kanat sorumlusu Kaddafi’nin komutanlarından Muhammed el Necm’dir. MNLA’in toplam askeri gücü bağımsız kaynaklara göre 3 ila 5 bin, MNLA kaynaklarına göre 9-10 bin civarındadır. 

6-Ensaruddin

Ensaruddin Mali’deki İslâmcı Tuareglerdir. Ensaruddinin lideri Iyad Al Ğali Malili bir diplomat olarak Suud’da görev yapmıştır. Ensaruddin’i dışarıdan gelmiş birileri olarak gösteren Batı medyası saldırı için alt yapı hazırlamıştır. Ensaruddin de Tuareg olmasına rağmen siyah-beyaz diye bir yaklaşımda bulunmamaktadırlar. İslâmcı Tuaregler Mali’den ayrılmayı istememektedirler. Mali’nin Müslüman bir ülke olduğunu ve İslâm Hukukuna göre yönetilmesini istemektedirler. Ensarudddin Hareketi dışarıdan dayatılan, din ve akideyle çelişen her türlü çözümü ve fikri reddettiklerini söylemektedir. Azavad Milli Kurtuluş Hareketi isimli oluşumu da sorunları uluslararası güçlerin hukukuna götürmeyi destekleyen ve küresel çaptaki “terörle mücadele” sürecine katılmaya hazır olduklarını ilan eden sekülerler olarak görmektedirler. El Kaide İslâmi Mağrip (AQIM) ile de ilişki ve dayanışma içinde olduklarını söylemektedirler. AQIM liderlerinin en önemlileri Cezayirlidir. MUJAWİ hareketi ise Mağripteki bütün cihad hareketlerini birleştirmek istemektedir. Ensaruddin ortaya çıkınca MNLA’in Ensaruddin kadar güçlü olmadığı ortaya çıkmıştır. Mali’nin kuzeyinde Ensaruddin, Batı Afrika Cihad ve Tevhid Hareketi ile El Kaide İslâmi Mağrip Cephesi askeri darbeden sonra Mali’nin kuzeyinde hâkimiyet kurmuşlardı. Fransa, MNLA’i desteklerken bölgede İslâmcıların güçlü bir şekilde ortaya çıkacağını beklememekteydi. Mali’nin kuzey bölgesinde Timbuktu, Gao ve Kidal yılardır Mali hükümeti tarafından ihmal edilmiş bir bölgedir. 

Bu bölgede halkın temel ihtiyaçlarını ise İslâmcılar karşılamışlardır. Hastaneler, okullar halkın ihtiyaç olan her ne varsa onları halkın hizmetine sunmuşlardır. Bundan dolayı da halk nezdinde İslâmcılar hem itibarlı hem de taraftar kazanmaktadırlar. Fakat türbeleri mezarları yıkan selefiler halktan tepkiler almaktadır. Mali’de Selefilik iki koldan gelişmiştir. İlki Bamako’da dışarıdan destekli organizasyonlar eliyle diğeri de Cezayir’den geldi. Ensaruddin’in askeri gücü 500-2000 civarında olduğu söylenmektedir.

Askerler ve Geçici Hükümet Mali’nin tamamında Şeriat uygulanmasının kabul edilemeyeceğini fakat kısmî olarak kimi bölgelerde gerçekleştirilebileceğini söylemektedirler. 

Yeni kurulan Mali hükümeti de İslâmcıların bu talebini yerine getiriyor görünmek için ilk defa Dini İşler ve İbadet Bakanlığı kurdu. Müslümanlara taleplerinin karşılandığını ve din işlerinden sorumlu bir bakanın atandığını göstererek şeriatın uygulanması talebinden vazgeçmelerini istiyorlardı. Şu anda ülkedeki yönetime dayanak olarak gösterilen ve taleplerin yerine getirilemeyeceğine dayanak gösterilen laik anayasa 1991 yılında yine darbeciler tarafından yapılmış bir anayasadır. 

Mali’nin kuzeyindeki bu gelişmelerin Cezayir’de yaşananlarla da çok yakından alakası bulunmaktadır. Cezayir’de İslâmcıların iktidar olmalarının engellenmesi üzerine İslâmcılar Cezayir’in güney bölgelerindeki çöllere çekildiler. Cezayir bu bölgeyi kontrol edemiyordu. Cezayir buradaki İslâmcılara saldırdıkça bunlar sınır bölgelerden Mali’ye geçtiler.

7-Fransa’nın Mali’yi İşgali 

Mali’ye müdahale için Mali’nin kuzeyinde kaçırılan Batılılar gösterilmektedir. En son kuzeyde 10 Fransız vatandaşı fidye için kaçırılmıştı. 1993’ten 2012’ye kadar 42 Avrupalı rehin aldı. Fakat bu kaçırmaların Fransız istihbaratı tarafından müdahaleyi meşrulaştırmak için gerçekleştirildiği de söylenmektedir. Kuzeydeki karışıklığın sebeplerinden birisi de uyuşturucu ve insan ticaretidir. Mali’nin Kuzeyinde karışıklıkta Avrupa’ya ciddi miktarda uyuşturucu transferi gerçekleştirilmektedir.

Batılı ülkeler Mali’ye saldırılarını meşrulaştırmak için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden müdahale için karar çıkarttırırken maalesef İslâm İşbirliği Teşkilatı’ndan kendi üyesi olan bir ülke ile ilgili bir çalışması bulunmamıştır.

Fransa’nın eski sömürgelerindeki menfaatlerini kaybetmeme amacı, ABD’nin Afrika ülkelerinde etkinliğini artırma isteği, Batı destekli merkezi yönetim, ülkenin kuzeyini ele geçiren İslâmcılara karşı, BM ve ECOWAS’ı (Batı Afrika Birliği) uzun süreden beri askeri harekâta zorluyordu. Fransa, eski sömürgesi Mali'deki etkinliğini kaybetmemek için askeri saldırıya hemen başladı. Avrupa Birliği de 11 Aralık 2012 tarihinde Mali’ye asker göndermeyi onayladı

Fakat Mali halkı uluslararası müdahaleyi tasvip etmemektedirler. Malililer ülkedeki problemi kendi aralarında çözebileceklerini söylemektedirler. Fakat Batılılar bu işin kendi aralarında çözülmesini istememektedirler. 26 Kasım 2012 tarihinde müdahale edilmesi kararlaştırılmıştı. Fakat Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa’nın anlaşamamalarından dolayı müdahale gecikmiştir. Fransa 12 Ocak 2012 tarihinde Mali’ye müdahaleye başlamıştır. Kuzeydeki İslâmcılar Gao, Timbuktu ve Kidal şehirlerinden dağlara çekilmişlerdir. Çatışmalar yer yer devam etmektedir. Kuzeyde Azavad gölgesinin bağımsızlığını savunan seküler Tuaregler (MNLA), İslâmcı Tuaregler Ensaruddin’in bağımsızlıklarına engel olduğunu gördüğü için Fransa ile işbirliği yapabileceklerini ilân etmişlerdir.

8-İşgalin Muhtemel Neticeleri

Mali’ye yapılan dışarıdan bu müdahalenin nelere yol açabileceğine dair birçok ihtimal bulunmaktadır. Fakat en önemlisi BM ve Batılı güçlerin Somali gibi tek bir etnik yapının, dilin ve dinin olduğu bir ülkede sağlayamadıkları barışı 5 ayrı ülkeye dağılmış Tuaregler konusunda sağlayabilecekleri ihtimali çok düşüktür. Fransa liderliğindeki Batılı ve Afrika ülkelerinin müdahalesi Batı Afrika’da çok büyük bir savaşın başlamasına ve yayılmasına sebep olacaktır. Eğer bir de işe Nijerya’daki Boko Haram gibi örgütler de dâhil olursa Batı Afrika ateş topuna dönecektir. Zaten Batılı ülkeler bölgede uzun vadeli bir müdahale sürecinin olmasını istemektedirler. Bu sürecin kendilerine sürekli varlık gösterme imkânı vereceğini düşünmektedirler. Mali’ye komşu Cezayir, Moritanya, Nijer ve Burkina Faso bir iç karışıklığa uygun hale getirilecektir. Bu ülkeler de Mali gibi bir işgale-müdahaleye maruz kalacaklardır.    

Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri satacağı silahlarla ekonomisini canlandıracaktır. Bölge ülkeleri de silahlanma yarışına girecektir. Nijer aynı duruma düşmemek için Mali ile birlikte şimdiden insansız hava araçları satın almaya başlamıştır. 

Mali’de İslâmcılar başarılı olmasa idi herhangi bir müdahale olmayacağını görüyoruz. Çünkü kuzey bölgelerini ele geçiren seküler Tuaregler Azavad Devletini 6 Nisan 2012 tarihinde kurdukları zaman müdahale için herhangi bir hareket olmamıştır. Gerçekte Ensaurddin’in bölgede daha güçlü olduğu ve MNLA’in yenildiği ortaya çıkınca müdahale telaffuz edilmeye başlanmıştır.

Doğu Afrika’da 90’lı yılların başında Somali’ye yapılan insanî (!) müdahaleler her şeyi iyice çıkmaza soktuğu ve oluşturulan istikrarsızlık 20 yılı aşkın sürede milyonlarca insanın hayatına mal olduğu ortadadır. Güney Somali’de Kenya ve Etiyopya, Kuzey Somali’de İngiltere başta olmak üzere Batılı ülkeler ve Avustralya Somali’nin petrolünü yağmalamaya devam etmektedirler. Şimdi de Batı Afrika’da Mali’ye yapılan müdahale ile de Mali’nin kuzeyindeki uranyum, altın ve doğalgaz kaynakları yağmalanacaktır. İslâm Dünyası’nın ve Afrika’da köklü medeniyetlerin varlığının ispatı olan en büyük miraslardan biri olan Timbuktu da yağmalanmaktadır. Bölgede, yerel Müslüman halkların taleplerinin göz ardı edilmesi hareketlerin daha da marjinalleşmesine sebep olmaktadır. 

9-Türkiye Ne Yapmalıdır?

1-Türkiye, Mali’de su kuyuları açımı, Ramazan ve Kurban çalışmaları, eğitim ve meslek edindirme faaliyetleri gibi birçok alanda özellikle sivil toplum kurumları eliyle çalışmalar yapmaktadır. Hem bu çalışmaları yaparken hem de işgal süreci yaşayan bir ülke olması hasebiyle kimi noktalarda dikkatli olunması düşünülmektedir.

2-Mali’ye Fransa Müdahalesinin Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Batı Afrika programının dönüşünün ertesi günü başlamış olması tesadüfi değildir. 

3-Fransa’nın işgalinin sürdüğü bir dönemde Türkiye olarak çok fazla Mali’ye müdahil olmamızın doğru olmadığı düşünülmektedir. Bu çerçevede devlet kurumlarımız ve sivil toplum kuruluşlarının uyarılması elzemdir.

4-Mali yüzde 96’sı Müslümandır ve Maliki Mezhebine mensuptur. Mali’de diğer Afrika ülkelerinde olduğu gibi “mezhep hassasiyeti” bulunmaktadır. Ülkemizden İslâmi eğitim vermek için giden kurum ve kuruluşların tamamı istisnasız Hanefi Mezhebi öğretmektedirler. Afrika perspektifinden bakıldığı zaman bu şekilde devam ederse Türkiye “sürdürülebilir çatışma” inşâ eden bir konuma düşecektir.

5-Mali’den buraya İmam Hatip Lisesi ve İlâhiyat Fakültelerinde okumak için gelenler de aynı durumdadır. Türkiye’de Hanefi Mezhebi’ne göre eğitim almaktadırlar. Kendi ülkelerinde döndükleri zaman da doğal olarak Hanefiliğe göre eğitim vermek isteyecektir.

6-İyi niyetli gayretlerle uğraş verilen Uluslararası İmam Hatip Liselerinin problem merkezi haline gelmemesi için bu çocuklara kendi mezheplerine göre eğitim verilmesi eğer verme imkânı bulunamıyorsa da kendi ülkelerine geri gönderilmesi gerekmektedir. 

7-Bu ülkelerde kurulacak ve bu ülkelerdeki dini yapılanmaları göz önünde bulunduran Afrika İmam hatip Liseleri kurularak eğitimlerin yerelde yapılmasının daha iyi olacağı düşünülmektedir. Mogadişu’da açılan İmam Hatip Lisesi gibi. Fakat buralarda açılan okullarda da yine bölgesel sorunlara, etnik problemlere ve mezhep faktörlerine dikkat edilmesi değerlendirilmektedir. 

8-Diğer bölgelerde olduğu gibi Afrika Kıtası’nda da yapılan çalışmalar sırasında bölgesel kodlara saygı göstermeyen hiçbir çalışma başarıya ulaşamayacaktır. 

9-Mali Halkı’nın ülkemize karşı muhabbetleri ve güvenleri çok yüksek orandadır. Bu ülkede yapılması muhtemel yanlış çalışmalar bu güveni yok edecektir. 

10-Türkiye’nin Mali’de dinî düşünceyi şekillendirmeye matuf herhangi bir çalışmanın içinde olmaması sadece Mali açısından değil Afrika Kıtası ile ilişkilerimizin geleceği açısından önem taşımaktadır.

ANADOLU GENÇLİK DERNEĞİ GENEL MERKEZİNİN MALİ İLE İLGİLİ YAPTIĞI BASIN AÇIKLAMASI METNİ

                                  18.01.2013

Değerli Basın Mensupları,

Başta İngiltere, Almanya, Danimarka olmak üzere Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin lojistik desteğini alan emperyalist alışkanlıklar ülkesi Fransa’nın İslami uyanışa karşı Mali’de başlattığı terörist müdahale tüm hızıyla devam ediyor. 

Afrika ülkelerinin işbirlikçi hükümetlerinin de asker göndererek desteklediği bu Fransız işgaline, bazı Körfez Emirliklerinin de finansman desteği sağladıkları iddiası küresel ırkçı emperyalizmin tüm enstrümanlarını Mali halkına karşı da seferber ettiğini gösteriyor.

Başlıca dört etnik gruptan oluşan on beş milyonluk nüfusa ve zengin uranyum yataklarına sahip Mali’nin halkının da yüzde doksan beşi Müslüman’dır.  Bir zamanlar Osmanlı himayesinde olan bu ülkede son yıllarda artan İslami Uyanış başta Fransa olmak üzere emperyalist ülkeleri rahatsız etmiştir.  

Mali, halkı Müslüman birçok ülke gibi emperyalist güçler tarafından atanılan işbirlikçi yöneticiler, kurulan medya ağı, desteklenen sivil toplum kuruluşları, finanse edilen istihbarat birimleri ve yetiştirilen kültür ajanları ile on yıllardır zaten işgal altında idi. Yaşanan bu kültürel ve ekonomik işgale karşı Mali’de İslam’ı referans alan hareketlerin güç kazanması kanlı tarihini Müslümanlara uyguladığı soykırımlarla yazmış Fransa’yı yeniden harekete geçirdi.

Ülkedeki Batı yanlısı ayrılıkçı silahlı gruplara karşı herhangi bir müdahalede bulunmayıp bilakis destek olan Fransa’nın oluşan kaos ortamından sonra Müslüman grupları terörist addedip  ‘’Mali’nin toprak bütünlüğünü ve Mali halkının geleceğini garanti altına alma’’  bahanesiyle başlattığı operasyonun gayesi sömürü düzenini devam ettirmektir. 

Fransa’nın bu operasyonu Sudan’da, Somali’de, Afganistan’da, Pakistan’da yaşanılan yıkıma yönelik işgal hareketlerinden farklı değildir. Süreç Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında işletilmektedir. Yine Sudan’da olduğu gibi Mali’nin de bölünmesine yönelik bir alt yapı çalışmasıdır. Aynı zamanda ırkçı emperyalizmin kaşıdığı ve körüklediği etnik siyaset Mali’nin komşu ülkelerini de saracak bir ateşin hazırlığıdır. Mali’deki kaos ortamının kısa sürede Nijer, Burkina Faso, Cezayir, Moritanya ve Libya’ya doğru genişleme ihtimali vardır.

Değerli Basın Mensupları,

Düzmece 11 Eylül saldırılarının ardından ırkçı emperyalizmin Endonezya’dan Fas’a İslam coğrafyası üzerindeki oyunlarını yeniden ve daha kanlı bir şekilde sürdürdüğüne hep birlikte tanıklık ediyoruz. Krallık, sultanlık ya da emirlikle idare edilen bir takım bölge ülkelerini yedeklerine alarak başka bir takım ülkelerde sözde demokrasiye geçiş süreçlerine destek olmaları da bu sömürü çarkının devamını sağlamak üzere geliştirdikleri stratejilerdir.

Suriye meselesinde taraflar arasında arabulucu olma ve değişim sürecinin kan dökülmeden işletilmesini sağlama potansiyelini ilk günden terk ederek kaos ortamına katkıda bulunan bir tutum takınan ülkemizin Mali işgalinde de Fransa’ya karşı sessiz kalması geleceğe dair endişelerimizi artırmaktadır. Ülkemizde neredeyse her taşın altından çıkan NATO üslerinin varlığı yetmezmiş gibi, İsrail’i korumak için Kürecik’e yerleştirildiği aşikâr olan füze kalkanından sonra şimdi de muhtemel bir İran operasyonuna karşı kullanılmak üzere patriotların getirilmesi son derece kaygı uyandırmaktadır.

Suriye’nin ve Irak’ın bölünmesiyle bölgede inisiyatifi ele almış güçlü bir Türkiye tablosu çizen kafalar ırkçı emperyalizme taşeronluk yapmaktadırlar. Irak’ta bir buçuk milyon insanın katledilişini unutup, İsrail’in arz-ı mevud gayesini unutup, Pakistan’da,  Afganistan’da her gün öldürülen masum insanları unutup NATO’dan, Batı’dan, ABD’den ya da AB’den insanlık adına, barış adına, huzur adına katkı beklemek aymazlıktır. Yaşanan süreci doğru okuyamamaktır. Nerede kiminle saf tutacağını bilememektir.

Değerli Basın Mensupları,

Bizler Anadolu Gençlik Derneği mensupları olarak başta Mali’deki Fransız işgalini şiddetle kınıyoruz. Ülkemizi ve bölgemizi daha büyük felaketlere sürüklemek için getirildiğini düşündüğümüz patriotları istemediğimizi bir kez daha deklare ediyoruz. Aynı şekilde ülkemizi İran’la, Irak’la ya da Suriye ile karşı karşıya getirecek provokasyonlara karşı yöneticilerimizi temkinli olmaya çağırıyoruz. Irk ve mezhep farklılıklarını kaşıyarak bir yere varılmayacağına inanıyoruz. Müslüman ülkelerdeki problemlere NATO müdahalesini reddediyoruz. Barış ve huzurun tek yolunun İslam Birliği olduğunu söylüyoruz.

Bu zor günlerin ve acıların geçmesi, Müslümanların yeniden birlik ve beraberlik içerisinde yaşaması ve hangi renkten ve inançtan olursa olsun herkesin barış ve huzur ortamına kavuşması için hem dualarımızla hem de gayretlerimizle mücadelemize devam edeceğiz.

Duyarlılığınıza teşekkür ederiz.

EK BİLGİ:

Yine bir Afrika ülkesi olan ve1975’e kadar Portekiz Sömürgesi altında kalan Angola'da 2013 yılının Ekim ayında İslam yasaklandı, camilerin yıkımı başladı!

Angola hükümeti, İslam'la ilgili her şeyin yasaklanacağını duyurdu. İslam'ı bir din olarak kabul etmediklerini duyuran hükümet, ülkedeki camileri kapatmaya ve yıkmaya başladı. 

Afrika’nın güneybatısında yer alan Angola'da hükümet, İslam’ı bir din olarak değil bir kült olarak gördüğünü belirterek, İslam’la ilgili olan her şeyi ülkede yasaklayacağını duyurdu. 

Gelen haberlere göre Ekim ayının başlarında Luanda şehrinde yaşayan Müslümanlar, camilerin minarelerinin izinsiz şekilde yıkıldığını gördüklerinde büyük bir şok yaşadılar. 3 Ekim sabahı Angola yönetimi yaptığı açıklamada camilerin yıkılacağını belirtti. Luanda yönetimi tarafından radyodan yapılan açıklamada, 'radikal' Müslümanlara müsamaha gösterilmeyeceğini ve İslam’ın yasal olarak kabul edilmeyeceği bildirildi. (İslam’ın hükümlerine göre inandığı gibi yaşamak isteyen Müslümanlara ırkçı emperyalist propaganda radikal niteledirmesi yapmaktadır)

Bunların ardından 19 Kasım Salı günü Angola Kültür Bakanı Roza Cruze Silvia yaptığı açıklamada, İslam’ın Adalet ve İnsan Hakları Bakanlığı tarafından yasal olarak kabul edilmediğini belirtti ve buna dayanarak bütün camilerin kapatılması gerektiğini ifade etti. Luanda bölgesinde yer alan iki camiye de belediye tarafından kapatılması için uyarı gönderildi. 

Angola nüfusunun yüzde 95’ini Protestan Hristiyanlar oluşturuyor. Ülkede bulunan Müslümanların sayısı ise 80-90 bin civarında.

(Her fırsatta demokrasiden, insan haklarından, özgürlüklerden dem vuran Batı, yeryüzünün birçok noktasında Müslümanlara karşı işlenen zulümlerdeki yaklaşımını burada göstermiştir. Çifte standart, iki yüzlülük ve çıkar hesabı yapmak ırkçı emperyalizmin karakteridir. Ezilenlerin bir kısmının Batı ile işbirliği yapması elbette emperyalizmin sömürü çarkını çevirmesini kolalaştırmaktadır. Müslümanlara düşen hakkı üstün tutan bir anlayışla İslam Birliği’nin bir an evvel kurulması için mücahede etmektir.)


Facebook Twitter

Şubelerimizi ziyaret edin!

Anadolu Gençlik Derneği şubelerinde sizi bekliyor.


12 Mayıs

Dünya Kudüs Günü

00:00
08 Nisan

Grafik Tasarım ve Baskı Süreçleri Eğitimi

00:00
21 Aralık

Kantin Buluşmaları

00:00
20 Kasım

Asr-ı Saadet Dersleri

00:00
13 Kasım

Dünyamızın Hali Resim Sergisi

00:00

Yukarı