image

“Komşularımızı Gözetmek Dertlerinden Haberdar Olmak Gibi Bir Sorumluluğumuz Var”

Geçtiğimiz hafta üzücü hadiselerin yaşandığını aktaran Turhan, “Kocaeli’de yaşanan üzücü bir olay. İsmail Devrim’in intiharı. Durum ne olursa olsun, biz intiharı tasvip etmiyoruz. Ancak komşularımızın durumlarını gözetmek, dertlerinden haberdar olmak gibi bir sorumluluğumuz var. Bunun gereklerini yerine getirmekle mükellefiz. Aynı apartmanda yaşadığımız insanlara karşı daha duyarlı olalım. Sonra bir başka intihar haberi de Çanakkale’den geldi. Ramazan Kavalcı. Borçlarını ödeyemediği için intihar ettiği söyleniyor. Yaşam tarzı bizimkine benziyor ya da benzemiyor, herkese ulaşmanın gayretinde olalım” dedi.  İran’da yaşanan terör saldırısı ile ilgili konuşan Turhan, “ Terör saldırısı kimden gelirse gelsin ve kime yapılırsa yapılsın kabul edilemez” dedi.

Gündemde affın olduğunu söyleyen Salih Turhan, “Cezaevlerinin doluluğu ayrı bir sıkıntı. Affın kapsamı başka bir sıkıntı. Temel meseleler şunlar:

1-Suça elverişli ortamlar nasıl oluşuyor? Bu ortamları ortadan kaldırmak için ne yapıyoruz?

2-Af kişilerin aynı suçları işlemelerinin önüne geçecek mi? Tahliye olanların rehabilitasyonu için hangi hazırlık var?

Cezaevlerindeki 28 Şubat mağdurları, düşünce suçluları. Bunlarla ilgili durum gayet net.  Vicdan kabul etmiyor”  diye konuştu. 

 “Tesettür İyilik ve Güzellik Kelimelerini Taşımanın Sembolüdür”

Yeni bir döneme başlanıldığını belirten Turhan,  Hanımlar komisyonumuzun etkinliğinin daha da artması gerekiyor. Burada yeri gelmişken söyleyeyim. Tesettür hanımların sosyal hayattan çekilmesi için değil sosyal hayatta olması için gereklidir. Tesettür, özellikle de kadın kimliği üzerinden İslam’ın sosyal hayata taşınmasıdır. Özellikle de bu çalışmalar yapılabilsin, kadın toplumun inşa sürecine katılsın diye tesettür vardır. Ancak tesettür şekilden ibaret olmamalıdır.  Tesettür, haktan ve adaletten yana olmanın bir sembolüdür.  Tesettür, iyiliğin ve güzelliğin kelimelerini taşımanın bir sembolüdür. Tesettür, ister tesettürlü olsun ister tesettüre girmemiş olsun tüm hanımefendilerin onuru ve hakları için mücadele etmenin bir sembolüdür. Elbette bizim çalışmalarımıza tesettürlü ya da değil tüm hanım kardeşlerimiz iştirak edebilirler. Elbette biz tesettürün tüm hanım kardeşlerimize yakışacağını düşünüyoruz ama bunu da dayatmıyoruz. Bizim önceliğimiz, kişilerin öncelikle haktan ve adaletten yana tavır takınmanın şuuruna sahip olmalarıdır” dedi.

“İçinde Bulunduğumuz Dünyaya Başka Bir Gözle Bakalım”

Muhatap kitlemizin gençlik olduğunu yineleyen Turhan, “İçinde bulunduğumuz dünyaya bir başka gözle bakalım istiyorum. Bir grup akademisyen- araştırmacı- pazarlama uzmanının gözüyle bakalım istiyorum. Bu kişiler daha çok da teknolojik gelişmelere bağlı olarak 8 nesilden bahsediyor.

Şimdi bu nesillerden öncekileri ayrıntılara girmeden aktaracağım.

1-Kayıp Nesil (The Lost Generation /1883-1900 arasında doğanlar)

Bunlar gençliklerinde Birinci Dünya Savaşı’na (1914-1918) tanık olmuşlar,  çok büyük acılar yaşamışlar.

2-En Büyük Nesil (The Greatest Generation /1900-1924 arasında doğanlar)

1924’ün Büyük Krizini ve İkinci Dünya Savaşı’nı (1939-1945) yaşayan nesildir.

3-Sessiz Nesil (The Silent Generation / 1925-1945 arasında doğanlar)

İkinci Dünya Savaşı günlerinde büyüdüler, savaş esnasında sessiz kalmaları ve ortalıkta pek gözükmemeleri gerekiyordu.

4-Baby Boomers  /1946-1964 arasında doğanlar

Savaş sonrasında hem refaha hem de sosyal karmaşalara tanıklık ettiler. Bu yıllarda doğum oranlarında patlama yaşanıldı.

5- X Nesli / 1965-1980 arasında doğanlar

Popüler kültür ve kitle iletişim araçlarının etkisinde kalarak büyüdüler. Çalışan anneler, boşanmalar, işsiz kalan babalar gibi sorunlarla boğuştular.

Doğdukları evlerde merdaneli çamaşır makinesi, transistörlü radyo, kasetçalar ve pikaplar vardı. Ergenliklerinde bilgisayarla tanıştılar.

6- Y Nesli ( Millennials /1980- 1995 veya 2000 arası doğanlar)

Bunlar ilk dijital nesil. Bunlara dijital doğanlar da denilebilir.

1980’lerde doğanlar masaüstü bilgisayarlar, oyun konsolları ve MP3 çalarlarla büyüdüler. Ergenlik dönemleri internetin ilk yıllarına denk geldi.

1990’larda doğanlar iPod, iPad, iPhone, Facebook, YouTube gibi cihaz ve platformlarla hızla değişen bir dünyaya tanıklık ettiler. 1993’te internet insanlığa açıldı. 1994’te Yahoo, Amazon, 1995’te eBay, 1998’de Google gibi platformlar eğlenceden ekonomiye, bilgiye erişimden sosyalleşmeye kadar her alanda kuralları değiştirdi. Y nesli haberleri online izliyor, alışverişi internetten yapıyor, bilgiye diledikleri yerden erişebiliyor, sosyal mecralar aracılığıyla birbirleriyle kolaylıkla bağlantı kurabiliyor.

7- Z Nesli /1995 veya 2000’den sonra doğanlar

Z nesli için bazıları 1995 sonrası doğan kuşağı alırken bazı araştırmacılar da başlangıç olarak 2000’i alıyor. 2000 yılında doğanlar bugün 18 yaşında. 1995 yılında doğanlar ise 23 yaşında. Şimdi biz burada bir bakınma Z kuşağı ile buluştuk. Z kuşağının özelliklerine döneceğiz. Sekizinci nesilden de bahsedelim.

8- Alfa Nesli / 2010 sonrası doğanlar

Alfa çocuklar, akıllı telefonlar ve internet sayesinde doğar doğmaz sosyal mecralarda görünür oluyorlar.  ABD’de bir çocuk iki yaşındayken internete bağlanmayı öğreniyor. 5 yaşına geldiğinde ise çevresindekiler tarafından yaklaşık 1000 fotoğrafı internete yüklenmiş oluyor.

Çocukların mahremiyeti yeni bir tartışma konusu. Ona da şimdilik girmeyeceğiz. Bu çocuklar büyürken ses teknolojisi yaygınlaşacak. Çevrelerindeki cihazlar ses komutlarına yanıt verecek. İnternet bağlantılı oyuncaklar yaygınlaşacak, ekranda geçirilen süreler artacak. Çocuklar oyuncaklarından duygusal zekâya sahip olmalarını da bekleyecekler. Oyuncaklar evde beslenen bir kedi, köpek gibi olacak”  diyerek kuşaklar arasındaki farkları anlattı.

“Bizim Görevimiz İmar ve Islahtır”

İnsanoğlu hangi teknolojiyi geliştirirse geliştirsin hakkın değişmediğini belirten Turhan, “Sanayi Devriminden önce de sonra da haksız yere bir insanı öldürmek bütün insanları öldürmek gibidir. Ay’a gitmeden önce de sonra da haksız yere bir insanı öldürmek bütün insanları öldürmek gibidir.

iPhone 8’den önce de sonra da haksız yere bir insanı öldürmek bütün insanları öldürmek gibidir. Teknoloji işlerimizi kolaylaştırır, ancak hak ve adaletin teknoloji olamaz.

Faiz emek sömürüsüdür, haramdır.

Rüşvet haramdır.

İşkence haramdır.

Yetimin malına el koymak haramdır.

İnsanoğlu hangi teknolojiyi geliştirirse geliştirsin adaleti tesis etme gayreti Müslümanların bir görevidir. İnsanoğlu hangi teknolojiyi geliştirirse geliştirsin hak-batıl mücadelesi kıyamete kadar devam edecektir. Biz bu şuurla çalışacağız. Dün durulması gereken yer hak ve adaletin safıydı. Bugün durulması gereken yer hak ve adaletin safıdır. Yarım durulması gereken yer de yine hak ve adaletin safı olacaktır. İslam, tüm çağlara ve nesillere bir tekliftir.  Bu teklif Z kuşağına da bir tekliftir, Alfa kuşağına da bir tekliftir.  Bu teklif ana babaya iyi davranmak;  akrabanın / yetimin hakkının gözetmek;  yoksula, yolda kalmışa yardım etmek; israftan da cimrilikten de uzak durmak; maiyetindekilerin kalbini hoş tutmak;  geçim endişesi ile neslin devamına engel olmamak;  nikâh dışı (akitleşmesi olmayan) ilişkilerden uzak durmak; masum insanların canına kıymamak; ölçü ve tartıyı tam yapmak; insanların özelini araştırmamak; kesin olmayan bilgilerle bir yargıda bulunmamak ve de kula kulluk etmemektir.  

Allah’a, kitaplarına, elçilerine, ahiret gününe ve öldükten sonra dirilmeye inanan bir insan için yaşamak yine bizzat Allah’ın bir teklifi olan İslam’ı yaşama gayretidir.

İşte bizim yaptığımız iş budur; İslam’ı yaşama gayretidir. Bunun adı mücahadedir. Müslüman olsun ya da olmasın (bakınız bu önemli) her insanın hukukunu korumak ve bu konuda adil olmaktır; insanların en hayırlısı olabilmek için insanlara faydalı olmaya gayret etmektir;  sömürünün her türlüsüne karşı direnmektir;  özgür ve hak sahibi olarak doğan insanların yine özgür ve hak sahibi olarak yaşayabilecekleri bir ortam oluşturmak için mal ve can ile mücahede etmektir” dedi.

“Milli Görüş Fikriyatı Tüm insanlığa Olan Bir Tekliftir”

İnsanlığın liberalizm ve vahşi kapitalizme mecbur olmadığın altını çizen Salih Turhan,” Yeni ve adil bir dünya mümkündür. Bu ancak öncelikle zihinlerde inşa edilmelidir. Anlak ve maneviyatın öncelendiği, hakkın üstün tutulduğu, bir insanın kardeşi için yaşadığı bir medeniyeti tesis hepimizin her şart altındaki hedefidir. Hiçbir teknolojik gelişme, hiçbir inovasyon ya da ARGE bizim zulme razı oluşumuza ve zalimle iş tutuşumuza gerekçe olamaz. Milli Görüş fikriyatı, bölgesel bir düşünce değildir, tüm insanlığa bir tekliftir. Bu fikriyatın değişmez sabiteleri üzerinden yürürken güncellenmesi gereken meseleleri de masaya yatırmak ve çözüme kavuşturacak kadroları da yetiştirmek bizim görevimizdir” diye söyledi.

Bizleri önce ahlak ve maneviyat diyen bir hareket odlumuzu belirten Turhan,” Biz kadın- erkek ilişkisiyle sınırlandırılmış bir ahlak anlayışından bahsetmiyoruz. Ahlak kişinin kendisi için istediğini kardeşi için de istemesidir. Ahlak kişinin kendisi için istemediğini kardeşi için de istememesidir. Ahlak maden işçisi saatte beş lira alırken bir adamın kolundaki saatin yedi yüz bin lira olmasının sorgulanmasıdır. Asgari ücretin açlık sınırının altında olmasının sorgulanmasıdır. Zalimlerle birlikteliğin sorgulanmasıdır. Ahlak hakkı üstün tutmaktır.

Biz hakkı üstün tutmak derke ne kastediyoruz. Kuvvet, çoğunluk, imtiyaz ve çıkar hak sebebi olamaz. Her insanın doğuştan gelen beş temel hakkı vardır.

Yaşama hakkı

Mülkiyet hakkı

İnanç ve düşünce hürriyeti hakkı

Neslinin (ailenin) korunması hakkı

Aklının (psikolojisinin) korunması hakkı

Ayrıca emek, anlaşma ve adalet gereği doğan haklar vardır.

İşte ahlak bu hakların her birini gözetmektir.

Maneviyat bu uğurda tüm gayretinle mücahede edecek inancı yüreğinde taşımaktır.

Biz ırkçı emperyalizmle mutlak anlamda mücadele eden tek hareketiz.

 Bugün dünya ırkçı emperyalizmin tasallutu altındadır. ABD, İngiltere, Fransa hükümetleri ve orduları,  Avrupa Birliği üye ülkelerin hükümetleri ve orduları emperyalizmin emrindedir. Emperyalizmin ardındaki güç Siyonizm’dir. Bir avuç Siyonist dünya siyasetine yön vermektedir. ABD’nin ülke dışında 823 tane üssü vardır.  Bu üsler yeryüzüne barış getirmek için değil, mevcut sömürü sisteminin istikrarlı bir şekilde devam etmesi içindir.

Biz vahşi kapitalizmle mücadele eden tek hareketiz. 

Komünizm folklorik olarak devam etse de sistem olarak bitmiştir. Bugün dünyayı kasıp kavuran kapitalizmdir.  Kapitalizmin iki karakteristiği vardır: Birincisi faiz, ikincisi sermayenin belirli ellerde toplanması. Bu sistem devam ettiği müddetçe zengin daha zengin olacak, yoksulluk ve açlık daha geniş kitlelere yayılacaktır.  Sermaye insandan daha değerli değildir. Bu ülke faize dayalı bankacılık sisteminden çıkmadığı müddetçe bu halk sömürülmeye devam edecektir.  Faizli bir sitemde katılım bankacılığı bir anlam ifade etmemektedir. Bir an evvel ekonomik sistemin değişmesi gerekmektedir.

Biz tüm insanlığın saadetini isteyen bir hareketiz.

Irkçılığa karşıyız.  Bir insan Ermeni de olabilir, Rum da olabilir. Rus da olabilir, Fransız da olabilir. Bu onun iyi ya da kötü olduğunu göstermez.  Biz insanların rengine, ırkına diline bakmayız, yaptıkları işe bakarız. Bir insan bizim suyumuzu kesmiyorsa, ekmeğimizi çalmıyorsa, evimizi gölgede bırakmıyorsa, özelimize tecavüz etmiyorsa biz o insanla birlikte yaşayabiliriz. Barış içerisinde yaşayabiliriz. Hılful Fudül, Medine Sözleşmesi, Veda Hutbesindeki mesaj, Kuran-ı Kerim’in buyrukları hep bu istikamettedir.

Biz statükoya (hile düzenine) karşı bir hareketiz. Mevcut dünya düzeni değişmelidir. ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin’in veto hakkının olduğu Birleşmiş Milletler yapısı 70 yıldır yeryüzünde adaleti ve barışı sağlayamamıştır. Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu ekonominin akbabalarıdır. NATO tek kelimeyle en etkin terör örgütü gibi hareket etmektedir.  Dünyanın bu mevcut işleyişi mutlaka değişmelidir.

Biz baskı, şiddet, tahakküm, terör ve zorbalığa karşı bir hareketiz.

Sivillere yönelik saldırıları, canlı bomba eylemlerini, terör saldırılarını kabul etmemiz mümkün değildir. Bu coğrafyadaki silahlı unsurlara silahı, cephaneyi, parayı, sağlık malzemesini kim veriyor? Tuzağa düşmek, oyuna gelmek, iş işten geçtikten sonra olayların farkına varmak bir anlam ifade etmeyecektir.  Biz kelimenin gücüne, sözün gücüne inanıyoruz. Gazze’deki çocuk da bizim kardeşimizdir, Cizre’deki çocukta bizim kardeşimizdir” dedi.

 

 


Facebook Twitter

Şubelerimizi ziyaret edin!

Anadolu Gençlik Derneği şubelerinde sizi bekliyor.


12 Mayıs

Dünya Kudüs Günü

00:00
08 Nisan

Grafik Tasarım ve Baskı Süreçleri Eğitimi

00:00
21 Aralık

Kantin Buluşmaları

00:00
20 Kasım

Asr-ı Saadet Dersleri

00:00
13 Kasım

Dünyamızın Hali Resim Sergisi

00:00

Yukarı